
20091106
Boş Yere Park Yasağı

20091027
Tahammül
20091026
Normal
20091025
Beyaz
4 nokta
20091023
Balerin
"-mış, -muş"

33

Küçücüktük o zamanlar, şu an garsona "bir minik bira" diyerek sipariş ettiğim 33lükler gibi.
Kalem
20091022
Kibrit kutusundan çıkan soyut takdir

SOBE

Rengarenk rüzgarların estiği, kıvılcımdan yağmurların yağdığı, kara pamuktan yolların döşendiği bir ülke varmış,
Haritada olmayan…
Varolmayan ülke!.
Arayışında yok eden diyar; bembeyaz bir toz dumanında, iki yeşil şişe arasına sıkıştıran yolculuk.
Sonu olmayan “yol”culuk ,
Ya da “yol”u olmayan bir “-cuk”.
“-Cuk” larla küçülen ben, büyümeye çabalıyorum, büyüyemeyeceğimi bile bile.
“Onlar”a dönüşmeme çabasında, “O”nun sesinde ve dokunuşunda kayboluyorum ki kayboldum bile,
Kendimi bularak - daha da uzak köşelere sığınıp saklanma ihtiyacı duyarak....
Korkuyla atan kalbimin sesini zevkle dinleyerek,
Kaçışın verdiği hazzı erimiş siyah çikolata misali yalayarak.
Haydi “sobe” de artık,
Ki ben “sobe” lafını duydukça sobelenmeyen ama yine de kaçan fasulyelerdendim daima,
Ama karanlıkta, ışık yakmadan yolu gösterebilecek olan tek sensin!
Işık olmasın... olsa da sadece içimizde olsun.
Çocukluğumda,
Hala da o "çocuklar"danım aslında ….
Fasulyeden kaçıp, fasulyeden saklananlardan.
Fasülyeden yaşayanlardan olmak gibi birşey.
Sobelenme korkusu is the first greatest fear in our lives…
Paranoyanın güzelliğine kalksın kadehler, boş ya da dolu!
20091004
Malus pumila
Radio is active
20090922
Kapüşon takan gerçeklik
Kapışan duygularım da var.
Penyeye bayılıyorum. İpek değil - penyedir seks.
Penye: pamukludur.
Pamuk gibi sevmek gerekir çünkü her hale bürünür - dönüşür pamuk,
Yumuşaktır - ve serttir ıslakken.
Kapüşonu takınca görünmez oluyorum ben, biliyor musun ki sen!
Bilmiyorsun çünkü görmediğini bilemezsin ki yahu!
Görünmek de bilinmek de istemiyorum.
Toz olup uçmak istiyorum.
Duman olup yokolmak istemiyorum ama.
Kazıyıp kazanmak gibi bir derdim de yok.
Kazınıp bulunmak istiyorum sadece.
Beni bilenin, beni gören yegane olmasını diliorum, hayal edercesine,
Ki hayal edebilme yetim olup olmadığını kestiremiyorum.
Hayallerle gerçeği ayırd edebilseydim - hayal olmazlafrdı belki de.
Gerçeği görmek istiyorum ya da yaşamak - yalanı tatmadan,
Ki yalanı tatmadan gerçeği göremem,
Gerçeğin çiğliğini seyretmeden, güzelliğini kavrayamayacağım gibi.
Çiğ et ist krieg!
Ama kanolmadan çiğlik olmaz,
Sessizliği yaşamadan, çığlığı duyamayacağın gibi.
Boğulmadan- yüzeyde yaşayasım var,
Ama sığ olmazsa derinlik de varolamaz.
Silgi olmadan silesim var ya da yoketmeden silesim.
Aslında silinenlerin daima izi kalır ya da silinenler iz bırakmaktan hoşlanırlar.
Kalıcılık heryerdedir.
En uçucumuz bile birkaç saniyeliğine kalıcı kılmıştır kendini ya da kılınmıştır.
Parmakların baskısıyla kağıda iz bırakan kurşun kalemin izi çok güzeldir ;
Varolanı yokedemiyeceğimizin en somut kanıtıdır belki de....
Ve de "En"" diye birşey de yoktur. Ünlem.
Sanırım sözlük okumam lazım,
Kelime dağarcığımı genişletip dağarcok yapasım var.
Ve bu cümlelerin sonuna gülen surat işareti koymadan gülesim var,
Ünlemsiz bağırmayı istemem gibi.
Soru işaretsiz sorularım var,
Cevap duymayı istemezcesine...umursamaz bir şekilde dikkat kesilerek sorulan.
Sana bir ataşla iliştirilesim var.
Bugün, sadece sonu "var"la biten cümleler kurasım var, hem de altı kırmızı kalemle çizilen "var"larla.
Neden ki?
Acaba?
İçesim var,
Kalori almadan sarhoş olasım var.
İmkansızı, mümkün kılasım var; büyü yapasım var.
Cadı olasım da var, peri olup kanat takmayı istemem gibi ya da;
kanatlarımı kanatarak yolmanı istemem gibi.
Dişlerini tenime geçirmeni hayal edesim var, beni ölümsüz kılacak kadar.
Kapüşonumu çıkarasım yok - güneş batıyor olmasına rağmen gözlüklerimi de.
Düzgünce karayalasım var,
Görünmeden gözükmeyi istemem gibi.
Penyeden bir aşk hikayesi yazasım var; hiç hesapta olmayan.
Olmayan hesapları varedesim var,
Şu an nokta koymayı becerememem gibi.
Aslında bir süredir noktalayamıyorum - tüm noktalar virgüle dönüşüyorlar...
","
Sağolasın be kapüşonumu açmayı başaran penye adam!


