
Küçücüktük o zamanlar, şu an garsona "bir minik bira" diyerek sipariş ettiğim 33lükler gibi.
Küçücüktük, zili çalardın sen.
Annem kapıyı açınca, "Tombiş dışarı çıkıcak mı?" diye sorardın. Ya da ben senin annene aynı soruyu sorardım başına Cinbiş kelimesini ekleyerek.
Sanıyorum ki ikimizde birbirlerimizin annesine "teyze" demezdik.
El ele, birbirimize sevgi dolu bir şekilde gıcık olarak oyun parkına koşardık.
Ben sallanırken, sen beni itip düşürürdün.
Tahtıravelli de ise çığlık çığlığa bağırtırdın beni zıplatıp o minicik cılız bedeninle.
Ne zaman dondurma alsam, itekleyerek topları düşürürdün,
Elimde sadece tatsız ve saçma külah kalırdı, kağıt helva denen saman tadında şeyden yapılma sahte külah.
Denize giderdik, senin kollukların vardı.
Ben yüzme bildiğim için beni kıskanır, deniz analarını sıkıp mayomdan içeri atardın.
En yakın dostlar - düşmanlardık.
Sen yaramazdın, ben ise kurallara inanan.
Ama senin yaptığın yaramazlıklara eşlik etmek hata gibi gelmiyordu.
Arabaların tamponlarına karpuz kabuğu tıkıştırıp kahkahalarlşa oradan uzaklaşırdık.
Hatta bir keresinde gülmekten altıma bile yapmıştım.
Sen de dalga geçmiştin.
Ama yine de güzeldik.
Yozlaşmadan, yabancılaşmadan bizdik.
Benliklerimizi yok etmeden "biz"e dönüşebilenlerdendik.
Lego oynardık ve barbie bebeklerle...
Her ne kadar sevmesende Monopoly de oynardın benimle, banka olup para çaldığımı bile bile.
Aynı yere saklanırdık saklambaç oynarken, bilirdin ki kalbim fazla hızlı atardı sobelenme korkusuyla.
Mahallede adı, nedeni bilinmeyen bir sebeple, Sapık Bakkal'a çıkmış olan bakkala giderdik savaşa gidermişçesine,
Ve oradan canlı çıkmanın verdiği saçma hazla daha da çok kıkırdardık.
Kahkaha atmazdık çocukken, gıdaklama misali kıkırdardık.
Gazeteden çıkan, kartondan yapılan evler vardı.
Onları yapardık beraber, tek kelime etmeden.
Uhu vardı o zamanlar Pritt yerine.
Uhulardık heryeri.
Nefret kadar güçlü bir bağ ile uhulanmıştık birbirimize.
Hep çizgili çoraplar giyerdin.
Ben ise... hatırlamıyorum.
Ne zaman denize girsek "Jaws"ın müziğini mırıldanıp beni korkuturdun, korkardım da saçma olduğunu bile bile.
Pilav yerdik, yoğurtla karıştırıp.
Biziklete binerdik ve düşerdim, hep!
Çocuk olmanın verdiği bir zorunluluktu bu iki tekerlekli icatr, bastığım piyano tuşları gibi.
Sen ise çok güzel bisiklete binip, sürekli müzik aletlerini kurcalardın.
İsim takardık stee oturan komşulara; Duba Teyze ya da Şipşak Naci gibi...
Dünya etrafımızda dönüyordu o zamanlar, yalan söylemeyi beceremeyen bedenlerin güzelliğini lekelemeye başlamamıştık daha.
Sen ağaçlara tırmanırdın, ben ise aşağıda beklerdim.
Asla sevmedim karınca-böcek türü canlıları,
Elinde sineklikle balkona çıkan çocuklar grubundandım.
"Şirinler" seyrederdik beraber,
Gargamelle karşılaşsak ne yaparız acaba diye kafamızda kurarak.
Her karpuz yediğimizde, "ne zaman bunun çekirdeksizi çıkacak?" diye sorardık.
Benimle top oynamazdın, çünkü biliyordun ki ben top oynamayı asla sevmedim.
Süt içerdik, haşlanmış mısır da yerdik.
Küsüp barışırdık bir dakika içerisinde ama asla "çelik ayna" olayına girmedik.
Sen, "O"ydun.
Ben ise, "Z".
Oz'duk.
Boz olduk
Hayaliydin ki sen...
Sen, çocukluk arkadaşım.

0 yorum:
Yorum Gönder