20091022

SOBE



Rengarenk rüzgarların estiği, kıvılcımdan yağmurların yağdığı, kara pamuktan yolların döşendiği bir ülke varmış,

Haritada olmayan…

Varolmayan ülke!.

Arayışında yok eden diyar; bembeyaz bir toz dumanında, iki yeşil şişe arasına sıkıştıran yolculuk.

Sonu olmayan “yol”culuk ,

Ya da “yol”u olmayan bir “-cuk”.

“-Cuk” larla küçülen ben, büyümeye çabalıyorum, büyüyemeyeceğimi bile bile.

 

“Onlar”a dönüşmeme çabasında, “O”nun sesinde ve dokunuşunda kayboluyorum ki kayboldum bile,

Kendimi bularak -  daha da uzak köşelere sığınıp saklanma ihtiyacı duyarak....

Korkuyla atan kalbimin sesini zevkle dinleyerek,

Kaçışın verdiği hazzı erimiş siyah çikolata misali yalayarak.


Haydi “sobe” de artık,

Ki ben “sobe” lafını duydukça sobelenmeyen ama yine de kaçan fasulyelerdendim daima,

Ama karanlıkta, ışık yakmadan yolu gösterebilecek olan tek sensin!

Işık olmasın... olsa da sadece içimizde olsun.


Çocukluğumda,

Hala da o "çocuklar"danım aslında ….

Fasulyeden kaçıp, fasulyeden saklananlardan.

Fasülyeden yaşayanlardan olmak gibi birşey. 


 

Sobelenme korkusu is the first greatest fear in our lives…

 

Paranoyanın güzelliğine kalksın kadehler, boş ya da dolu!

0 yorum: